Birlik

Oyhan Hasan Bıldırki

“Ben ağa, sen ağa, bu ineği kim sağa?”

Dünya ve insan. Büyük kürede küçük bir nokta. Bir devle bir karınca, didişir dururlar. Belki koca dünya, ilk insanı da korkuttu. Belki deniz oldu, dağ oldu, rüzgâr oldu. Fakat ilk insan korkmadı. Denizleri aştı, dağları geçti, rüzgârla bile yarıştı. İlimle tanıştı. Uzayı dolaştı. Uzayda, dünyayı bir nokta haline getirdi. Bu iş, nasıl oldu?
İlimle, keşifle derseniz, hayır derim!
“O halde?” der gibi olduğunuzu görüyorum.
Hepiniz bilirsiniz: “Birliksiz, dirlik olmaz.” İnsanoğlu öteden beri, yukarıdaki ilkeyi benimsemiş, mutlu olmak, iyiyi, doğruyu ve güzeli bulmak için, her işte birlikte hareket etmenin anlamını kavramışlardır. Karşılaşılan ilk güçlükler, onları yıldırmamış, birlik olmanın yeni kurallarını bir daha öğretmiştir.
“Neymiş bunlar?” diyeceksiniz. Söyleyeyim:
“Sürüden ayrılanı kurt kapar.”
“Kaz sürüsü çobansız olmaz.”
“Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.”
“Bir olan iki olur, iki olan üç.”
“İki kedi, bir aslana pes dedirir.”
“Bir gemiyi iki reis batırır.”
“Bir eteğe pek yapışan maksadına tez erişir.”
Anlayacağınız; yalnızlık zincirlerini kıran ilk insan da, diğerleriyle kaynaşmış, bir bölgede tutunmuş, çoğalmış, bir öndere bağlanmış, zorlukları yenmiş, ikilikten uzaklaşmış, birlik ipine sımsıkı yapışmış, mutluluğu yakalayabilmiş. Ve bulduğu, bildiği, ürettiği her şeyi, diğerleriyle paylaşmış. Millet haline gelip, çeşitli vatanların sahibi olmuşlar.
Bilmem farkında mısınız? Dünyanın en kutsal, en güzel vatanında yaşıyoruz. Fakat biraz tembel miyiz, unutkan mıyız, ne? Zaman zaman da, yukarıdaki basit kuralları unutmuş, medeniyet ve sevgi yarışında, yolun gerisinde kalmışız. Yardımlaşmaya boş verip, birbirimizin kuyusunu kazar olmuşuz. Aramızda birçok ağzı bozuk, diline perhizi olmayanlar türemiş. Sen-ben derdine düşüp, nice güzelim yıllarımızı boşa tüketmişiz. Meydanı köpeklere, şaşılara, her zaman ve her yerde kükreyen develere bırakmışız. Sonunda bindiğimiz dalı kesmeye başlamışız. Bazıları için; “Dağlar kadar kamburu olsaydı da, bizimle beraber olsaydı.” diye yanmışız.
Sonra; “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” gerçeğini anlamış, uyanmışız!
Uyanmak, uyanık olmak! Ne güzel değil mi?
Hele birlik olmak?
Her şeye karşı sıkılı yumruk haline gelmek, granit gibi olmak, ne güzel! Şunu bilirsiniz: “Kırk yıl yağmur yağsa, mermere geçmez.” Ama; “Arpasız at yokuşu aşamaz, arkasız yiğit düşmanı kıramaz.” Hele hele; “Karışık ipliğin buruşuk bezi olur.” Fakat birlik olanın; “Doğru gidenin başı duvara çarpmaz.” Bunu da unutmayalım.

Oyhan Hasan Bıldırki